Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

UYKU

Uykusuzluk ve uyuşukluk içinde hatırlamaya çalıştıkça, daha çok unutuyorum. Unuttukça uykusuzluk artıyor. Uyuyamamakla, uyumamayı tercih etmek arasındaki ince çizgideyim. Uyumamayı tercih eden insan; uyanık kalmak için kitap okur, gazete karıştırır, film izler… Uyuyamayan insansa uyumak için yapar bunları. Güzel bir bilim kurgu izliyorum Nolan yapımı… Sevdiğin şarkıları dinliyorum. Üçüncü sayfa haberlerine ve ölüm ilanlarına takılıyor gözüm. Ölümü düşünmekten bozuluyor psikolojim… Bu satırları ithaf ediyorum sana… Uykusuzluktan. Uyan Uyanmak için…   Verbal.Diyalektik

PAPAĞAN

Aslinda bu konu hakkında bir şey yazmayacaktim ama yinede kelimeleri serbest birakmam gerektiğini düşündüm. Dun aksam saatlerinde bir video gördüm. Saatin kaç sularında olduğunu hatırlamıyorum. Kendini bilmezin biri, yani bir insan musvettesi televizyon da  2-3 geri zekalı hareket yapıp Bellirli  kitle yakalayınca, instagram üzerinden canlı yayın video felan paylaşmaya başladı. İlk başlarda çok umrumda olmadı açıkçası... Yine bir saçmalığı ünlü ettik dedim. Sen sadece bi aşcisin, bir yemek yarışmasına katıldin ve elendin. Bu senin kotu aşçı olduğunu göstermez. Yaptığın çocukça hatta ergence hareketler yine bizim halkımız tarafından sevildi. Daha sonra programın yapımcıları tarafından başka bir yarışmada yeni sezonun ilk yarışmacısı olarak belirlendi. Peki niye ? Niyesi böyle saçma sapan hareketkeri  yapan insanları izlediğimiz için , bunlar akim olarak tuttuğu için... Şimdi bu şahıs dun gece belirttiğim gibi instagram üzerinde bi hayvana eziyet videosu yayınladı. Hayv...

DEĞİLİM

Ben yeterince iyi değilim, Kötü de değilim. Güven vermiyorum, Umursamazda değilim. Kaçmiyorum. Durmuyorum da... Sarhoş değilim, Ayık da gezmiyorum. Bağımlı değilim, Kaçabilecek kadar özgürde... Politik değilim, Tarafsız da değilim. Umutsuz değilim. Sonsuz da değilim. Yaşamın kıyısında, Ölümün bir koşu uzağındayim. Verbal.diyalektik

YULAR

Resim
Dinlemesini bilirseniz her canlıdan bir şey öğrenebilirsiniz elbet. İnsanlardan, kuşlardan, köpeklerden, ağaçlardan, çiçeklerden… Bu liste böyle uzar gider. Peki, biz neden birbirimizi dinlemiyoruz. Eski zamanlarda yani teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerden bahsediyorum. Hani şu aliexpress ürünleri gibi iki ayda mektup geldiği dönemler. İşte o mektup dönemleri insan ilişkileri daha samimiymiş. Bu yazıyı kaleme almama sebep bir otobüs yolculuğunda yanıma oturan ileri yaşta ki bir amcanın anlattıkları oldu. “ Eskiden o elinizdeki alet çok yoktu herkeste. Herkes birbirinin yüzüne bakardı selam verirdi. Memlekete gitmek için bindiğim otobüste yanıma genç yaşlı kim oturursa otursun varana kadar arkadaş olup çıkardık. Sohbet ede ede yolun nasıl geçtiğini anlamazdık. Şimdi bakıyorum da evladım; ne bir selam veren var, ne bir güler yüz gösteren, nede eline bir kitap alıp iki satır okuyan. Bide kulaklarını da kapatıyorlar artık. Herkeste her rengini görüyorum. Cebinden çıkar...

KARA TREN

Resim
Eskiden ne zormuş değil mi yolculuk yapmak? Fii tarihinden ya da Osmanlı da at üzerine gitmekten bahsetmeyeceğim elbet. Yine de o günleri bir gözünüzün önüne getirmenizi istiyorum sizden.  Şuan mesela, vizelerimiz de bitti bir  Erzurum'a kadar gidelim mi? Biletinizi aldınız, sabah Erzurum'a inecek şekilde… Tabi otobüs biletinden bahsediyorum. Uçak sandınız değil mi? Neden uçak olsun ki? Akşam otobüse bindiniz, cam kenarını seçtiniz, otobüs 4 saatte bir mola verecek ve toplam da 16 saat sürecek. Delilik bu... Oysaki uçak la gidilse 2 saat. Konforlu hızlı güvenilir ulaşım. Bu arada Bursa' da yaşayan biri olarak eğer Kars'ta kayak yapmak istersem. Toplamda 2.5 saatte gidebiliyorum. Lakin İstanbul da yaşayan biri Uludağ da kayak yapmak isterse yine yaklaşık aynı saat aralığı sürüyor enteresan değil mi? ulaşım ağı bir o kadar kolay ve zor.  Trenlerden hiç bahsetmedik. Neden kara tren diye bir başlık var. Ben küçükken dedelerim anlatırdı Karsta yapmışt...

YARIM KALAN BİR ŞİİR

Kalemim tohum saçardı sayfa aralarına. Defterimde çiçekler açardı. Sen dokunduğunda... Gülümserdin,ben seyrederdim. Bakakalırdım, ardın sıra adımlarına. Kokunu takip ederdim,sayfa aralarında. Yeni bir kitap gibi kokardın. Gamzende nedensizce keyfederdim. Akşamüstü güneş gibi kaçardın. Ay gibi doğardın,gecelerime. Bilmeden nüfûz ettin hecelerime. İnstagram: verbal.diyalektik

KALABALIK

Bugün  kalabaliklara karismak istedim. Genzimi yakan bir kokuydu hissettiğim. Günler geçse bile tek bildiğim. İlk gün ki gibi, hatiramda, özlemişim. Anılar canlanır, mazi gözlerimde. Hiç unutamayacağım belki de. Unuturum sandım, zaman geçtikçe. Zaman geçtikçe, alışacağım sadece. Sen hayalerinin peşinden koşuyorsun. Güzel günler yakin, gerçekleşecek sanıyorsun. Yaşın daha çok genç, çalışıyorsun. Ayrı geçen her bir günde,benden uzaklasıyorsun. İnstagram: verbal.diyalektik

SENDE KALDI

Senin için aşk; Sevgi ile bakan gözlerimdi. Benim için aşk; Kokunu kimsenin bilmemesiydi. Lisanımda binlerce kelime arasında, 'Sen' diye başlaya en güzel sözlerimdi. Mevsim sonbaharken, Esen, o sıcacık kavak yelleriydi. Gönlümü karla kaplı yolların ki, Yüzümü ısıtan sıcacık ellerindi. Aşk katlanmaktı, Aşk ait olmaktı. Aşk sabretmekti. Ask sendi. Ve… Sende Kaldı. İnstagram: verbal.diyalektik

SOKAK

Senin yolun, benim evimin sokağından geçer diye, Zemin katlı, parmaklıklı pencereleri olan bir ev isterim. Senin yolun o pencereleri parmaklılı evin sokağından geçerse diye, O zemin katlı evin parmaklıklarını çiçeklerle süslerim. Senin yolun bu sokaktan geçecek olursa, Bana haber ilet mutlaka. Sokağa salayım, Kuş gibi çırpınan yüreğimi... https://www.instagram.com/verbal.diyalektik/

NE OKUDUM ? 2

Resim
KOŞMASAYDIM YAZAMAZDIM YAZAR : HARUKİ MURAKAMİ Öncelikle bende eski bir uzun mesafe koşucusuyum. Rahatlıkla şunu diyebiliyorum : ‘ Murakami Bey sizi çok iyi anlıyorum.’ Benim için çok manidar bir kitaptı. Kitap ne kadar deneme kitabı olarak yayımlansa da aslında bir hatırat olarak gözümüze çarpıyor. Hatta yazar kendisi de kitabın girişinde öyle diyor: “ O yüzden kitabı koşma eylemi ekseninde yazılmış bir hatırat olarak okumanızda bir mahzur yok .” Yazar koşma eylemini daha çok betimlemiş ve hissettirmiş kitapta bizlere. Kendi yaptığı antrenmanlardan ve koştuğu yarışlardan bahsetmiş çoğunlukla. Bende sanki eski yarış anılarım canlanır gibi oldu gözümde. Bazı kesimlerinde – yarış anlarında- bende aynı bu hislere ve düşüncelere kapılıyordum koşarken dediğim bile oldu. Tek başına koşmayı öğrenmiş yazar. Evet koşmak tek başına öğrenilebilir diyorsunuz bu o kadar basit bir eylem değildir. Her sene bir maraton koşmaktan bahsediyorum. Bilmeyenler için ek bir bilgi vereyim t...

SOKAK KÖPEKLERİ

Balzac'ın Eugenıe Grandet kitabını almak için kütüphaneye gittiğim sırada gerçekleşiyor tüm olay. Girişte büyük bir trafikle karşılaştım. Birileri içeri giriyor. Birileri dışarı çıkıyor. Bu sirkülasyon böylece devam  ediyordu. İçeride sanki mahşerin provası yapılıyor. İğne atsan yere düşmez.Bütün okuma salonu dolu. Raflar arsında kendini kaybedenler bile var. Çok geçmeden ümitsiz bir şekilde dışarı attım kendimi. Dışarıda hafif bir çilenti… Çay makinasının önünde yine bir sıra… Saçak altı, dersten sigara içmek için mola vermiş öğrenciler ile dolu. Herkesin yüzünde bir huzursuzluk var. Garip bir hüzün… Tarif edilemez bir mutsuzluk. Havanın kasvetinden mi ? Yoksa sınav stresinden mi ? Çay sırasında gerçek ortaya çıkıyor. Nasıl mı? Kulağım önümde geçen konuşmaya ilişiyor.   Sınavların düşük gelmesinden yakınıyor genç bir delikanlı. Ödevden istediği notu alamadığını, hocanın haksızlık yaptığını söylüyor yanındaki hanımefendi. Tam bu sırada arkada ki iki arkada...

AŞK HAKKINDA

Aşk hakkında birkaç kelime yazmak istiyorum.   Aslında bu konuda söz edecek en son kişilerden biri benim… Neden mi? 16 yaşında genç bir lise öğrencisi olarak birçok şiire imza atmış bulunmaktayım. Hangimiz çocukluk dönemlerimizden ergin birey olmaya geçiş evremizde böyle şeyler yaşamadık ki? Hele ülkemizde okuyucu sayısından daha fazla yazar sayısı türemişken. Şiir dediğimiz olay metaforlardan, imgelerden oluşan lirik cümlelerin bir araya getirilmesi olayıdır. Lakin anlamlı ve kafiyeli 4 satırı alt altta getirerek oluşturduğumuz cümlelerle şairlik yaptık. Kimimiz sevdiği şarkı sözlerinde ç’alıntılar bile yaptı. Bu zamanlardan birinde bende yeni kız arkadaşlarım olmaya başladığında farklı şeyler söylemek adına ilk olgun olmayan cümlelerimi kurmaya başladım. Başta sevdiğim şairleri taklit etmeye çalıştım. Çokça okudum çokça yazdım. Takip eden günlerde daha iyi cümleler kurmaya başlamıştım. Yazdığım tek bir satırı gidip kız arkadaşıma okudum. Kimi ne bayıldı kimi ne burun kıvı...

NE OKUDUM ?

Resim
ŞEKER PORTAKALI  YAZAR : Jose Maruo De Vascodelos  Ana karakterimiz  Zeze 5 yaşlarında oldukça haylaz bir çocuk. Hangimiz yaşlarda öyle değildik ki... Sokağındaki bütün komşuları ondan illallah etmiş. Lakin Zeze bir o kadar da zeki... Büyüklerin sorunlarını kendi başına düşünebiliyor. Okumayı kendisi öğreniyor. 5 yaşında olmasına rağmen boyacılık sandığı ile para kazanıyor. Babası işsiz... Şeker Portakalı Zeze' nin sahiplendiği bir ağaç ve kimseyle konuşmadığıma kadar onula konuşuyor,dertleşiyor. Çocuk aklı deyip geçebiliriz hepimi ama Zeze bir o kadar da hayalperest.. Bu yaşlarda cocukların aslında hayallerıne ket vurulmamalı kı ılerıde daha ıyı ve basarılı noktalara gelebılsınler. Yazar bıze bunu anlatmaya çalısıyor aslında. Lakın kucuk Yavrumuz Zeze her yaptıgı haylazlıgın ardından dayak yemekte... Yavrum bır gun yıne bı arabaya asılırken araba sahıbı Portug'a ıle tanısıyor ve olaylar silsilesi devam edıyor... Burada kesmek ıstıyorum merak okunmasnı ve sindi...

HATIRLA

Mesafelerin bi önemi yoktu. Zaten hep birbirimizin aklindaydik.  Güzeldik.  Hatırla bizi.

BİLİNMEZ

Çok şey söyleyecektim... Bir anlamı kalmadığını fark ettim. Sustum... Ardından koşmak istedim... Beklemediğini fark ettim. Durdum... Kimse Bilmedi.  

İLHAM PERİSİ

Sen benim yazılmamış şiirlerimin, İlham perisi... Satıra dökülmemiş cümlelerimin, Tam kafiyesi. Hiç tanımasın tenim ellerini, Bilsin yüreğin yüreğimi. 

AYNI

Bizim seninle hikayemiz aynı, Aynı dert,aynı keder.  Uçup gider, tükenip biter. Bakmaz istemezler yeşil gözlerimden. Aşkta yağmur gibidir. Yağar geçer. Islanır göz bebeklerin, Bazen derine nüfuz eder. Denedim yaşamayı… Bu kadar yeter.

SÜMBÜL

Baharlar ekmistim sana belki gelirsin diye odama. Sümbüllerim vardı toprakta,kasım ayı başlarında. Çiceklerim açtı şimdi,kokun yayıldı her bir yana. Bir sen gelmedin,girdiğin o topraktan yanıma. Sevdiğin çiçekler dostum oldu bu aralar. Seni anlattım onlara,kimselere anlatmadığım kadar. Şahsına münhasır artık tüm iltifatlar. Geçen her satırda güzelliğini tanımlar.

TOPRAK

Bu satırları yazdığımda, gözlerim bu kadar dolu, değildi. Yüreğim doluydu. Hiçbir değişiklik olmadı. Hala ayni. Odamdaki çiçeklerim soldu. Baharım gitti. Kış oldu. Toprak bile alıyor, verdiğini. Çıkmıyor. Toprağa giren geri.

SEN

Sen Şimdi nasıl başlanır senli cümlelere? Sensizken, ne önemi var ögelerin, imgelerin, metaforların… Tamlamaların en güzel hali, senin gözlerinin gülmesini açıklayamazken, kalbin kadar temiz olan bu sayfaya ne karalanır şimdi? Sahi ne yapacağız şimdi? Kafamda bitiremediğim hesaplarım var şimdi. Ardına geçemediğim mesafelerim var şimdi. Kaç yalnız gece daha geçirmeliyim, yeniden gözlerine dalarak uyumak için? Sahi şimdi ne yapacağız? Geceye mı sarılacağız? Ay ışığına mı dokunacağız? Sokaklar mı mesken olacak bize? Yoksa kör bir sokakta yeniden mi biz olacağız?

Se(N)ssizlik

Se(N)ssizlik Sessizliğin içindeyim. Sensizliğin ortasında. Sessizliğin içindeki beyaz boşluğu yakalıyorum. Sensizlik beni yakalıyor. Yakıyor… Şah damarımı içinde gezen lanetin sesini duyuyorum. Masamdaki saatin tıkırtısı, klavyedeki parmaklarımın hışırtısı odamın sessizliğini bozuyor. Peki neden? Neden bu kadar sessiz? Pencereyi açıp avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor içimden, camı çerçeveyi kırmak. Bazen hiçleşen bir duygu kaplıyor sol yanımdaki şiir kabını. O aptal herkesin cebinde olan, ya da elinden düşürmediği aleti alıyorum elime aptalca saate bakmak için tuş kilidini açıyorum, bakıyorum, geri kapatıyorum, kaç olduğunu görmüyorum. Gecenin değil elimin körü… Bazen tanımadığım bir numarayı çevirip sessiz durmak istiyorum. Yanımdaki konuşmuyor oysa. Bazen bir şarkı dinliyorum. Sevdiğim bir şarkının ticari kısımlarına takılıyorum. Her sabah: ‘’Acaba bugün hangi saçmalığı popüler ettik’’ diye bakıyorum. Popüler kültürden midem bulanıyor.   Kusamıyorum. Tişörtünü hala do...

GECE

GECE Gece çöktü yine gündüzümüzün üzerine. Aynı dünya üzerinde gecelerimiz aynı, karanlıklarımız farklı…  Yorgan misali saran karanlıktan besleniyorum bu gece, resmine bakıyorum yazmak için. Sana durulanmış kelimeler bırakmak istiyorum. Bunları arıyorum. Bunlar seni dik tutacak, biliyorum. Odam karanlık, ışığım var ama açmıyorum, gözlerin gelsin diye aklıma. Her gölgede gözlerinin rengini arıyorum. Geçmiş, geçmiş gitmiş, güneş nasılsa doğacakmış bir gün.  Bir gün gölgeler seni bana verecekmiş.