Se(N)ssizlik


Se(N)ssizlik
Sessizliğin içindeyim. Sensizliğin ortasında. Sessizliğin içindeki beyaz boşluğu yakalıyorum. Sensizlik beni yakalıyor. Yakıyor… Şah damarımı içinde gezen lanetin sesini duyuyorum. Masamdaki saatin tıkırtısı, klavyedeki parmaklarımın hışırtısı odamın sessizliğini bozuyor. Peki neden? Neden bu kadar sessiz? Pencereyi açıp avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor içimden, camı çerçeveyi kırmak. Bazen hiçleşen bir duygu kaplıyor sol yanımdaki şiir kabını. O aptal herkesin cebinde olan, ya da elinden düşürmediği aleti alıyorum elime aptalca saate bakmak için tuş kilidini açıyorum, bakıyorum, geri kapatıyorum, kaç olduğunu görmüyorum. Gecenin değil elimin körü… Bazen tanımadığım bir numarayı çevirip sessiz durmak istiyorum. Yanımdaki konuşmuyor oysa. Bazen bir şarkı dinliyorum. Sevdiğim bir şarkının ticari kısımlarına takılıyorum. Her sabah: ‘’Acaba bugün hangi saçmalığı popüler ettik’’ diye bakıyorum. Popüler kültürden midem bulanıyor.
 Kusamıyorum.
Tişörtünü hala dolabımın içinde görüyorum. Gözlerim kanıyor. Aynadan bakıyorum artık kendime, senden değil seni göremiyorum. İç sesimi dinliyorum. İç sesim, iç sesimle, konuşmamı söylüyor. Artık pis seslerimi duyamıyorum. Sessizliğin içindeyim. Sensizliğin ortasında. Sana gelmek istiyorum çoğu zaman, cesaret edemiyorum. Aşk; sevilenin yanında bulunmayı zorunlu kılıyor. Bazen hayat tatlı geliyor. İnsanlar çok kolay kestirip atıyor. Korkaklık deyip geçiyor. Oysa intihar mutlak bir kararlılık gerektirir. Bir intiharı haklı çıkaracak sebeplerim oluyor. Konuşmuyorum. Konuşsam dinlenmiyor. Yazsam okunmuyor. Okunsa, anlaşılmıyor. Hiçbir şey kalıyor sonunda elimde. Zaten bir şey olmayan her şey, bir şey olarak yaşanırdı ve onunda adına her şey denirdi. Her şey aslında hiçbir şeydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PAPAĞAN

Yine Yeniden Yenisey

GECE